Free Web Turkey tarafından 17 Nisan 2020’de ‘Sansüre Karşı İlkesel Duruş Paneli’ gerçekleştirildi. MLSA TV kanalından canlı yayınlanan programda sansürün etkileri ve ilkesel duruşun önemi konuşuldu.

Sansüre Karşı İlkesel Duruş panelinde Free Web Turkey platformu bileşenleri Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nden (MLSA) Barış Altıntaş, Alternatif Bilişim Derneği’nden Faruk Çayır, SUB Yayın’dan Barış Büyükakyol ve Bilgi Üniversitesi’nden Erkan Saka sansür üzerine konuştu

MLSA Eş-Direktörü Veysel Ok‘un moderatörlüğünü yaptığı panelde Erkan Saka ‘Yeni dijital sansür biçimlerine bakış’tan bahsederken, Faruk Çayır da ‘Sansürün yasal hale gelmesi sürecini anlattı. MLSA Eş-Direktörü Barış Altıntaş Covid-19 sürecinde sansürü ve gazetecilere yapılan baskıyı anlattı. Uzun yıllar sansüre karşı mücadele veren ve özgür yazılım uzmanı olan Barış Büyükakyol ‘Sansürün ilkesel reddi’nden bahsetti.

İlk konuşmacı olan Erkan Saka son yıllarda sitelerin doğrudan engellenmesi yerine internet sitesinin bant genişliğinin daraltılmasına dikkat çekti. En son düzenlenen yasa tasarısında devletin bunu açıkça dile getirdiğini belirten Saka, YouTube algoritmalarından dolayı yeni hesapların olumsuz yönde etkilendiğinden de bahsetti: “Bu durumda hakkını savunmak için yeni hesap açan bir grup, algoritmalardan dolayı hiç gözükmeyebiliyor.”
Sosyal medya kullanıcılarının siyasi veya organize trollerden dolayı oto sansür uygulamak zorunda kaldığına da değinen Saka, sosyal medyada saldırıya uğramamak için bireylerin ifade etmek istediklerini söylemekten çekindiğini vurguladı.

Sonrasında pandemiden sonra sansürde çok da büyük bir değişiklik olmadığına dikkat çeken Barış Altıntaş, Şubat ayında İdlib’teki olaylardan dolayı internette zaten bir yavaşlatma yaşandığını hatırlattı. Altıntaş, Covid-19 sürecinde hükümetin IBAN uygulamasının eleştiren gazeteci Hakan Aygün’ün tutuklanmasına ek olarak toplamda 16 gazetecinin ifadeye çağrıldığını belirtti. Bazı kanallara koronavirüs vaka sayısı haberleriyle ilgili cezalar uygulanırken, TRT’deki benzer bir haber için böyle bir uygulama gerçekleşmedi. TRT için de böyle bir uygulama gerçekleşmesin diyen Altıntaş, hiçbir kanalın bu tür bir cezayla karşı karşıya kalmaması gerektiğine değindi.

Altıntaş, “Doktorlar her zaman devletler için tehlike oluyor çünkü dünyanın her yerinde bir kurum içerisinde yanlış bir şeyler gittiğinde ilk önce doktorlardan duyuyoruz. Koronavirüsle ilgili paylaşım yapan doktorlar sonradan özür dilemek zorunda kaldılar” dedi.
“Çin’de Kasım 2019’da koronavirüsü duyuran doktor Li Venliang sorguya çekilmişti ve daha sonra hayatını kaybetti. Amerika’da birçok doktor ve hemşire tıbbi malzeme eksikliği olduğuna dikkat çektiği için işinden oldu” diyen Altıntaş, tüm devletlerin salgın sürecinde doktorlar üzerindeki baskıyı devam ettireceğini söyledi.
Türkiye’de sansüre karşı kitlesel bir duruş eksikliği olduğunu vurgulayan Altıntaş, yaptığı stand-up’tan dolayı hakkında soruşturma açılan Pınar Fidan ve stand-up gösterisinden dolayı tutuklanan Emre Günsal’dan da bahsetti: “Bu örneklerde gördüğümüz üzere büyük sessizliği daha önce başka olaylarda da yaşadık. Pornografi sitesine, beğenmediğiniz stand-up’çıya sahip çıkmadığınızda zamanı geldiğinizde sizin gazetecinize sahip çıkan da olmuyor.”
Altıntaş sözlerini bitirirken Covid-19 sürecinin sansüre karşı kitlesel bir duruş için de bir fırsat olarak görülebileceğinin altını çizdi.

Sansürün ilkesel reddiyle ilgili konuşan Barış Büyükakyol devletlerin kontrol edemeyecekleri bir mekanizmayı sansürleyememesinin onların bakış açısına ters düştüğünü söyledi. “Devletlerin yaptığı şey olağan. Mevcut olanın erişime engellenmesi ise teknik bir problem. Buna karşı çıkarken çalışma şekillerimizde sıkıntı var” diyen Büyükakyol sansürü ya tamamen kabul etmemiz gerektiğini ya da reddetmemiz gerektiğini belirtti ve “sansür konusunda anlaşma yapılamaz” dedi. Türkiye’de sansürün popülarite üzerinden ilerlediğine dikkat çeken Büyükakyol, Reddit gibi bir platformun sadece bir kere sansürlenirken, daha soft içeriği olan YouTube’un daha çok sansüre uğradığını da ekledi.

“Asıl sorun sansüre karşı mücadele edecek mekanizmalar üzerinde çalışmamak. En büyük problem sadece siyasi veya popüler içeriklere uygulanan sansüre tepki gösterilmesi. Sansürün ilkesel reddi bu sebepten önemli.” vurgusunu yapan Büyükakyol şu anki sansürün ilk önce pornografik içeriklerde denendiğini hatırlattı.

“Pirate Bay davası, insanlara özgür gözüken bir İskandinav ülkesinde gerçekleşti. Çünkü bir yerde devlet varsa kontrol edemediği mekanizmayı kapatmak isteyecektir.” diyen Büyükakyol, bir içeriğin engellendikten sonra kimin engellediğinin pek önemli olmadığını belirtti. “Devlet rahatça bir servis sağlayıcısına ulaşabilir ve içeriği engelletir. Sansürle mücadele etmek için asıl çözüm içerikleri sadece popüler platformlarla sınırlamayıp, özgür alanlarda da paylaşmak.”
En güvenli yöntemin kişinin kendi sunucusuna kendi VPN’ini kurmasını da söyleyen Büyükakyol, ücretsiz olan ve özgür olmayan hiçbir yapıya güvenilemeyeceğini de vurguladı. Ücretli VPN’lerin de çok farklı olmadığını belirtirken, http://fsf.org üzerinden güvenli VPN’lere ulaşabileceğine değindi.

Son olarak, sansürün yasal hale gelmesi ve sansüre karşı hukuki arayışlardan bahseden avukat Faruk Çayır, 5651 sayılı yasayla sansürü tamamen yasallaştırdığımızı anımsattı. 2009’da Türkiye’de erişim engeli konulan sitelerin %90’ını idari kararlarla verildiğini söyleyen Çayır, bu yasaya göre Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) talepleri servis sağlayıcılarına gönderdiğinde 4 saat içinde servis sağlayıcılarının içeriği engellediği bilgisini paylaştı. Daha sonrasında, 24 saat içinde de hâkime sunulan talep, 48 saat içinde de idari karar alınarak engelleniyor.

Bağımsız denetim ve karar mekanizması olmadığı için hâkim kararının olup olmaması çok da önemli değil diyen Çayır, bu karar sonrası sadece Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilirsiniz ancak zaten değişen pek bir şey de olmuyor şeklinde konuştu.

Çayır “Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne atıf yaparak erişim engellerinin ifade özgürlüğü olduğunu söylüyor ancak böyle bir kararın çıkarılması en az 1 yıl sürüyor” dedi.
Dünyadaki internet ağından nasıl kopamıyorsak, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Komisyonu’ndan da kopamayız diyen Çayır, BM’nin ve Avrupa Komisyonu’nun internet ve insan haklarıyla ilgili ilkeleri ve rehberlerinin pratiklerimizde kullanılabileceğini söyleyerek sözlerini tamamladı.


Haber ve görsel Free Web Turkey sitesinden alınmıştır.